14 Aralık 2017

2018 Gelirken

2017'nin bitmesine sayılı günler kaldı.. Güle güle gitsin lakin giderken tüm kötülükleri alıp gitsin...
2018 gelirken, 2018den beklentilerimi yazacağım.. Bakalım kaçı gerçekleşecek, kaçı gerçekleşmeyecek :)

  • Ela'ya kardeş gelsin istiyorum.. Biraz zor bir karar oldu ama Ela artık neredeyse ağlama raddesine geldi. Kimin kardeşi varsa, ya da olacaksa açıyor muslukları. 😄 (Biraz da şefime inat olsun diye istiyorum yalan söylemeyeyim )
  • Yeni yerler görmek, tatile gitmek istiyorum. 
  • "Umursamaz" olmak istiyorum. İnsanlar çok yıprattı beni zira.
  • Evimde bazı değişiklikler yapmak istiyorum.
  • Daha çok kitap okumak istiyorum.Ayda 2 kitap okusam kafi.. 
  • Ela'ya yeni oda yapmak istiyorum. Odası var ama bazı eksiklikleri var. 
  • Her şeyden önemlisi, ailemle birlikte huzurlu bir yıl ve SAĞLIK istiyorum. Birinci madde olmadan önce, Doktorumdan bir telefon bekliyorum. 
  • He bir de beni başka bölüme versinler istiyorum. Bu bölüm çok yıprattı.
Benim isteklerim bu kadar. Fazla mı istedim bilmiyorum ama, gerçekleşen gerçekleşsin, gerçekleşmeyenin de canı sağolsun 😍

07 Aralık 2017

Öylesine

Uzun bir aradan sonra merhaba...
Neredeyse 1 ay olmuş uğramayalı. Aslında buralardayım ama kendi bloguma yazmıyordum.
Şeytanın bacağını kırma vaktim geldi de geçiyor gerçi.
Gelme sebebim, yine iç dökme duvarım..  Uzakta olmak hiç bu kadar oturmamıştı içime. Annem kendimi bildim bileli kalp hastası, anneannem ve teyzemi de kalp hastalığından dolayı kaybetmiştik, sağ olan teyzelerimin hepsi, annem de dahil kalp hastası. Genetik miras diyelim biz ona.
Annem 2009 yılında kalp yetmezliğinden dolayı kalp pili ameliyatı olmuştu; ufak bir stresle bile kalbi hemen tetikler, çarpıntısı nükseder ve hayattan kopar. Gözlerini açamaz. Ve annem şuan E.Üniversitesi Hastaneleri'nde tedavi görüyor. Ameliyat olma durumu var ama şimdilik belirsiz. Bu belirsizliğin içinde benim Kayseri'ye gidememem, annemin hastanede tek başına olması, babamın köy ve Kayseri arasında mekik dokuması ve hava şartlarının kötü olmasından dolayı içim çok huzursuz..

Öte yandan,  sanırsın abimle kardeş değil de düşmanız. Ağustos ayından beri abimle konuşmuyoruz, daha doğrusu Ela abimin zayıf noktası ve onun için yazıyor, whatsaptan görüntülü arıyor. Yoksa aramazdı sanırım.. En kötüsü de, abimin bu eve bir daha gelme demesi.. Babama dediğimde ise, ona ne sen benim biricik kızımsın ve bu ev senin babanın evi. Ne zaman istersen geleceksin dedi.. Ela için bana da katlanacak mecbur, yoksa çok sevdiği yeğenini de görmezdi.. Bunların tek sebebi ise, abimin ayrılmış olduğu sevgilisi....

İşlerim aşırı yoğun, stresten midem ağrıyor, deprasyona giriyorum sanırım bir de bipolar duygulanım bozukluğum zaman zaman nüksediyor. Ela'ya yeterince ilgi gösteremiyorum. Zaman zaman sebepsiz yere ağlıyorum. Sosyal medya da her şey -mış gibi değil mi? Ben de öyleyim işte.. -mış gibi yapıyorum. Mutluy-muş.. iyiy-miş.. Oun üstesinden gelmek için bana iyi gelen şeyleri yapıyorum. Mesela örgü örmek gibi.. O da olmayınca tüm sinirlerim bozuldu ve hevesim kaçtı.. Olmuyor, olmuyor, olmuyor...

İç karartıcı yazıları sevmiyorum aslında, ama yazmak rahatlatıyor.. Neyse ben gideyim de evrak yazayım..


30 Ekim 2017

Ben Döndüm!

Birkaç hafta önce blogu gizlemiştim ve bugün itibarıyla döndüm. Özlediniz mi beni? 😊 İşim için başka bir mail adresi açtım, Google adımı da değiştirdim de geldim.

Blogda olmadığım süre boyunca hayatımda bir değişiklik olmadı, her şey monoton. Klasik şikayetlenmelerime başlamayacağım. Hayatım koşuşturma içinde geçiyor. Ela, adını yazmayı öğrenmiş. Ve ben bunu haftalar sonra öğrenmiş bulunmaktayım. Neden? Çünkü; İşim o kadar yoğun ki, haftasonu da sınav görevleri olunca çocuğumu göremiyorum. Eve gelince oyun oynuyorum. Sonra yemek, bulaşık, Ela'nın uyku saati derken 3 saatlik zaman dilimi bitiyor.

He bir de, Anasınıfı öğrencilerine de ödev yüklemek nedir Allasen? Haftasonu1 sunum ödevi, 1 deney ödevi, 2 sayfa çizgi çalışması ve bi de pekiştirme ödevi vardı.
29 Ekim kutlamalarını da es geçmeyelim.
29 Ekim konusu tam bir hayal kırıklığıydı.. Neyse bu konu bende kalsın..
Tamam sorumluluk alsınlar da bu kadarı fazla... Çalışan anneleri de düşünmek lazım nihayetinde. Mesela ben, çocuğumla oyun oynamak isterken ödev stresi yaşamak istemiyorum.Bu konuyu da öğretmenle konuşacağım.
Neyse ne diyorduk? Döndüm ben😊

27 Eylül 2017

Öldüm, Ağlayanım Yok.

Son 2 aydır işlerim çok yoğun. Başımı kaşıyacak vaktim yok. Hafta sonları da sınav görevim oluyor. Aha az önce Kerimeeee cumartesi görevlisin dendi. Yarın da Kayınbiraderimin nikahı var. 2 hafta sonra da düğün.
Ben daha kına gecesi için elbise alamadım. Ela ve babası tam ben eksiğim hala.

Ela bu sene Montessori grubuna gidiyor. Şikayet etmeye başladı hanımcım. Neymiş öğretmeni ona temizlik yaptırıyormuş :D Masa falan silip, materyal toplamaktan bahsediyor.

O kadar çok stresliyim ki 58 kilodan 52'ye düştüm. Ha bire midem ve başım ağrıyor. Aralık'a kadar bitmez benim işim. Sonra annem ameliyat olacak. Tek kızı benim. Anneme bakmak için Kayseri'ye gideceğim sonra. Hastanede refakatçi kalamam ama. Kan tutuyor beni. Kan görünce şıpp diye bayılıyorum çünkü. Halam kalır hastanede yanında.

Şube Müdürümle konuştum yanıma birini verin yetişemiyorum diye. Dudak okumak yeterince zorken, bu durum karşısında iyice zorlaştı. Uzun süre bilgisayara bakınca gözlerim bulanık görüyor, gözler bulanıkken dudak okumak neredeyse imkansız gibi. Kafamın içi o kadar dolu ki.. Bir çaresine bakacağını, şimdilik idare etmemi söyledi. Hal çaresi bulunana kadar ölmem inşallah.

O değil de, bu kız duymuyor yapamaz, ne yapabilir ki en fazla sertifika inceler diyen eski amirlerim bu halimi görse neler hisseder? Hayır kendimi övmek değil amacım, 7 yıllık memuriyet hayatımın 6 senesi hep küçümsenerek geçti çünkü. İlk amirim PDR mezunu idi. Bama moral vereceği yerde, sen duymuyorsun seni MEB o yüzden buraya gönderdi, işe yaramayacağını biliyorlar çünkü demişti.... ve şimdi ben şeflerimden iyi yapıyorum işimi, şeflerim bana soruyor bu nasıldı, şu nasıldı diye. Duyabilsem şef olurdum ama onu yapamam. Telefon açamıyorum çünkü..

Kulağım duymuyor olabilir ama bu sana beni küçümseme hakkı vermiyor sizlere... Yine çok doluyum, yine çok bitkinim, yine çok bezginim...

Neyse.. Hayat böyle...

Dopdulu kafayla, bozuk Türkçemle yazdım mazur görün..9 ayın son çarşambası da bitti :D 

11 Eylül 2017

Mırkk Bey

Işten çıkınca kuaföre gittim bugün. Maymuna dönmüştüm biraz insana döneyim dedim.
Kuaföre girince oturdum boş koltuğa. Etrafıma bakarken birden kucağıma yakışıklı beyefendi oturdu. Noluyor yaaa dememe kalmadan ilk görüşte aşık olduk birbirimize. Sonunda veda etmek çok üzdü. Nasıl tatlıydı yaa. Pati ver deyince patisini elime vermesi falan.
Sahipsiz olsa gerçekten eve almak isterdim bu tatlı mırk beyi. Kayınvalidem huylanıyor gerçi almam biraz zor. Baksanıza şunun güzelliğine.


Bacağım kıpırdayınca rahatı bozuldu ya, elimi ısırdı hain 😀

24 Ağustos 2017

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada


Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.


                                                               


Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim). 



UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.


                                     

Bir boomads advertorial içeriğidir.


3 İçerik URL'si

http://

Gönder

17 Ağustos 2017

Kırık Kalp

Kalp yamuk yumuk olmuş ama olsun...

Hani bi söz yar ya;
En çok güvendiğin kişiler öğretir size, kimseye güvenmememiz gerektiğini...

Son günlerde kalbim çok kırık. Ufak bir şey yüzünden, çok kırıldım.
İnsanlar neden bu kadar bencil?
Bencile olmak için mi doğmuşuz yoksa?
İlle ben, ben, ben demek nedir?
Ufacık bir şeyi bu kadar uzatıp, o kişiyi boğmak istemek nedir?

Çok doluyum, kırgınım..
Bunları kelimelere dökecek kadar..
Ama yapmayacağım.


Belki de bu yüzden ben insanlardan çok hayvanları seviyorum.
En azından hayvanlar kalp kırmıyor.
Bu kuzuyu beslemek gibi mesela.. Huzur veriyor, içinde kelebekler uçuşturuyor, sonrasında elini yalıyor.

Şimdi, öğle molası. Herkes yemeğe gitti.
Bense, bir paket negro bisküvi ile yağan yağmuru seyrediyorum evrak dolu bir odada.
İçim sıkılıyor sanki patlayacak gibi.
Hicran, Ela'yı özlediğindendir diyor,
Ama sanmam..
Çıkar yakında kokusu..

11 Ağustos 2017

Son günlerde

Evde 2 kişi kalmak bana bu aralar iyi geldi. Zaten çok yorgundum. 2 kişi pek yemek yemiyoruz. Genelde abur cubur. İşler bu aralar çok yoğun. Eve gidince pestilim çıkmış oluyor. Kayınvalidemin buzluğa attığı barbunyalar çok kurtarıcı oldu benim için. 2 gün idare etti. Sonra marketten mantı aldım o da 2 gün idare etti. Kaldı bugün. Ne yemek yapsam acaba?

Sakarın önde gideniyim ya, parmağımı dosyaya sıkıştırdım yine kanadı. Tescillettireceğim lakabımı. Sakar Kero nokta...

Akşamları İlkay'la ayrı telden takılıyoruz. O pc den film izliyor bende Ela'nın tabletinden Kore dizisi. Bu ara Chicago Typewriter izliyorum. 16 bölümlük dizi. Her bölümü 60 dakika. Sonra uyku.. Fantastikmiş bu dizi henüz 5 bölüm izledim ama sevdim. İçine çekiyor beni. Sabahları  işe gelmiyor olsam sabaha kadar izlerim :D


Bazen kahve içip, eğlencesine falcı bacıya gönderiyorum. Hayır beni kim kıskansın Falcı teyzem? Hassas noktam benim işitme engelim. O konuda çok kırıldım falda da niye çıkıyor anacım?
Ela'da keyfini çıkarıyor köyün. Ordan bana böyle güzel mesajlar geliyor. Çok özledim de kuzumu. Ensesinin kokusunu da çok özledim. Kaldı 1 hafta..

Şimdi öğle yemeği yiyip işe gömüleceğim... 2 gün iş yok dimi.. Oh bee.. Yaşasın cuma..